Site Haritaları Google+ Sayfamız Youtube Sayfamız Twitter Sayfamız Facebook Sayfamız
Bugun...
[18:35] Artık bu işe bir son verilsin -- [17:37] Alaplı-Akçakoca Yolunda Trafik Kazası: 2 Yaralı -- [14:42] Bolu Dağı’nda yoğun kar -- [12:25] Bakan Özlü’den ayar -- [10:05] Nedim İşgören son noktayı koydu -- [09:48] Haber alamadığı reşit olmayan kızlarını Adnan Oktar'ın şovunda buldu -- [09:37] Kamyoncular Kooperatifinde Silahlar Konuştu... -- [09:35] Bugün vefat edenler 18.01.2018 -- [18:12] Yemenici Müjdeyi Verdi -- [18:01] Boşanmak istediği eşinin kaçırdığı kadın, ağabeyine attığı mesajla kurtuldu --
Yazarlar
SANSÜR KALKMIŞ GİBİ YAPILMAYA BAŞLANMASININ YIL DÖNÜM܅
Hüseyin AKSAKAL

Hüseyin AKSAKAL

24.7.2017
167 kez okundu.

Düşünün… 1900’lerin başında gazetecilik mesleğini icra ediyorsunuz. Haber merkezi haberleri topluyor, mürettipler sayfaları diziyor… Sonra bir prova çıktısını alıp devletin görevlendirdiği sansür görevlilerinin denetimine sunuyorsunuz.

Sansür görevlisi gazetedeki iki haberin yayınını uygun bulmayınca onun yerine yedekte tuttuğunuz çiçek böcek haberlerini yerleştiriyorsunuz. Sonra tekrar sansür kuruluna gidiyorsunuz onay verirse basıyorsunuz.

Osmanlı devletinde sansür, 1864 tarihli Matbuat Nizamnamesine dayanıyordu. Bu nizamname kapsamında hükümetten izin almadan gazete çıkarmak yasaktı. Yasaklar, resmi yazıları yayınlamamak, iç güvenliği bozmaya yönelik kışkırtıcı yayımlarda bulunmak, genel adap ve ahlaka aykırı yayınlar yapmak, padişaha saldırı sayılabilecek yazılar yazmak, dost devlet liderlerine dokunan söz ve deyimler kullanmak, devlet memurlarını, yabancı diplomatları kötülemek gibi suçları da kapsıyordu.

İş bu kadarla kalsa iyi… 1867 yılında çıkarılan Ali Kararname ile muğlak ifadelerden oluşan yeni yasaklar da eklenince, birçok gazete kapatıldı, birçok gazeteci meslekten men edildi. 1876 yılında yeni bir kararname ile gazetelerin basılmadan önce denetlenmesi usulü getirildi.

***

Tarihlere dikkat edin.

Önceden denetlemeyi getiren 1876 tarihi aynı zamanda Sultan Abdülhamit’in tahta çıktığı ve 1. Meşrutiyetin kurulduğu yıldır. Meşrutiyet kısa ömürlü olsa da, otuz iki yıl basın üzerindeki denetim bu şekilde devam etti. Sonra 24 Temmuz 1908’de ikinci meşrutiyet ilan edildi. Bu olayla birlikte gazetelerin basılmadan önce kontrol uygulamasına son verildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, bir basın günü oluşturmak için 1946’da girişimlerde bulundu. İlk gazetenin çıkış tarihi araştırıldı, konu üzerinde hemfikir olunmadığı ortaya çıktı. Nihayet gazeteci Falih Rıfkı Atay, bayramın 24 Temmuz’da kutlanması fikrini ortaya attı.

Basından sansürün kaldırılmış gibi yapılmasının tarihini böyle kutlamaya başladık.

***

En baştaki kısma dönelim…

Gazetesinin akşam denetleneceğini bilen bir yazı işleri ekibi, denetimden geçebilmek için ne yapar? Önce kendini sansür memuru yerine koyarak otosansür uygular. Bu nasılsa geçmez diye bazı haberleri hiç koymaz, bazı haberleri de böyle geçmez diye ‘gerçeği mülayimleştirerek’ koymayı tercih eder.

Belki aklınıza gelmiştir ama ben söyleyeyim.. Bu otosansür zorunluluğu, sansür kurulunun onay vermediği haber sayısından çok daha fazlasını yazı işleri müdürünün odasındaki çöp kutusuna atmıştır.

Otosansür, bu nedenden ötürü, normalde yasal çerçevede uygulanan sansürden çok daha zarar vermiştir demokratik sürecin gelişimine.

Zira toplumun sağlıklı, doğru bilgi alamadığı yerde demokrasi filan olmaz…

***

Yazıyı okurken—okuyormuş gibi yapmıyor, sahiden okuyorsanız—bugünkü yayıncılık ortamı ile o günleri karşılaştırıyorsunuzdur mutlaka…

Hapiste sürüyle gazeteci var. Muhalif gazetelere şu veya bu sebeple kayyum atanmış, el konulmuş, başka, bunlar hükümete yakın kesimlerin eline geçmiş. Muhalif basın kuruluşlarının sayısı bir elin parmaklarından daha az kalmış.

Gazetecilik mesleğinden ihraç edilme diye bir şey yok çok şükür. Fakat devlet sarı bir kart vererek onaylamazsa, gazeteci kabul edilmeyenler de var, bu kartı alamadığı için kendisini gazeteci kabul etmeyenler de. İsterseniz destekleme ilanlarının gücünün somut etkilerine hiç girmeyelim. Muhalif yayınlar yaptıkları için vergi memurlarıyla muhatap olan ulusal gazetelere ilişkin iddialar var en azından. Kimi infial uyandıracak asayiş olaylarında mahkemenin saliseler içinde verdiği yayın yasakları da öyle. Bunlar işin kamusal tarafı.

Fakat yine de otosansür daha tehlikeli. Bu koşullar altında yukarıda anlatılan otosansür mekanizmasının bu koşullar altında ortadan kalkmış olabileceğine inanmak mümkün diyorsanız ona bir şey diyemem. Fakat birilerinin gözlerini kapatması, gerçeği ortadan kaldırmayacaktır.

Otosansürün genel etkisi büyük ulusal basınla ilgili olduğunu zannetmeyin sakın. Yerel basında—yani Ereğli basınında—Erdemir veya belediyeden ilan alamamanın yayın kuruluşları için bitirici bir etkisi olduğu, bu kurumların yeri geldiğinde kendileri açısından dikensiz gül bahçesi çizmeyen yayın kuruluşlarına uygulanan destekleri kestiklerine dair çok sayıda örnek var. Yazı işleri, bu çerçevenin dışına çıkacak haberleri “Aman!” nidalarıyla karşılayabilir sadece.

Halkın böyle bilgi aldığı bir ortamda demokrasinin kalitesi ne olur dersiniz?

Facebook Yorumları
Okuyucu Yorumları

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Duzcerota.com sorumlu tutulamaz.

ÇOK OKUNANLAR

15.1.2018 17:14

İşgören,yeni kadrosuyla  genel kurula start verdi

14.1.2018 13:00

Türkiye şampiyonu ilgi bekliyor

12.1.2018 11:24

Akçakoca'da kaza 1 yaralı

16.1.2018 10:39

Akçakoca OSB tabelası yerine takıldı

18.1.2018 09:48

Haber alamadığı reşit olmayan kızlarını Adnan Oktar'ın şovunda buldu

15.1.2018 10:02

Akçakoca’dan geçecek demiryolu projesi ihaleye çıkıyor.

15.1.2018 10:25

ÇAĞSU HASTANESİ'NE TEPKİ

15.1.2018 12:32

Nazmi Kal,sert eleştirdi

18.1.2018 09:37

Kamyoncular Kooperatifinde Silahlar Konuştu...

NAMAZ VAKİTLERİ